top of page

Zafer Benim İLK Okulum

  • Yazarın fotoğrafı: rizakati
    rizakati
  • 5 Haz 2021
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 23 Oca 2023

Ermeni bir vatandaştan satın alınan bina, güzel bir okul haline getirilmiş ve “Zafer Mektebi” adı verilmiş.


Zafer İlkokulu

Zafer ilkokulu (benim ilk okulum) Aksaray'da bildiğim en eski üç ilkokuldan biridir. Ortaokulun (şimdi lise) yanında Cumhuriyet ilkokulu vardı. Kalanlar tarafındaki Gazi ilkokulunu hiç görmedim. Sonra Kurtuluş mahallesinde, ondan sonra Bölcek'te bir ilkokul açıldı; sonrakileri takip edemedim; sadece Gazhane tarafında Piri Mehmet Paşa İlkokulunu mahallemizde olduğu için biliyorum (o da ortaokul olmuş şimdi).

Zafer okulunun geçmişini benden iyi bilenlerin anlattığına göre: Cumhuriyet döneminden önce DARUL ZAFER ismi ile eğitim öğretim yapan bir okul, Kurşunlu Cami yanındaki eski (yıkılan) kerpiç binada MEKTEB-İ ZAFER olarak hizmete devam etmiş. Daha sonra Ermeni bir vatandaştan 1928’de Vali Ziya Bey’in girişimleri ile 8.000 liraya satın alınan bir binaya, 7.000 Lira da masraf edilerek güzel bir okul haline getirilmiş. Bu yeni okula yeni bir isim “ZAFER MEKTEBİ” adı verilmiş.

Diğer bir rivayete göre, Ermeni vatandaştan satın alınan bina önce Vali Konağı olarak kullanılmış, Büyük Bölcek Mahallesinde Uluırmağın karşısında Vilayet Konağı yapılıp, vali o binaya taşınınca bu bina 1928 yılında ZAFER İLKOKULU olarak hizmete girmiş.

Okulun bilinen ilk müdürü (başöğretmeni) Remzi Bey’miş. Daha sonra Kalanlar Mektebi Baş Muallimi Mehmet Emin (Sakarya) Bey, okula yönetici olmuş. Mehmet Emin’den sonra Suat Bey, Dilara Hanım başöğretmenlik yapmış. Ben ilkokula başladığımda Hafide Hanım, sonra da beşinci sınıfı bitirinceye kadar Eyüp Sabri Dağaslanı başöğretmen idi. Daha sonra Ragıp Yalçın, Mahmut Zengin, Recep Bulut, İbrahim Pişkin ve Şaban Eken Beyler müdürlük yapmışlar.

Bina cephesinin sol köşesinde her katta iki sınıf olmak üzere iki katlı ilave bir yapı vardı. Ben birinci sınıfa, alt kattaki o sınıflardan birinde başladım. Öğretmenimiz Şadan (Taşbaş) hanım çok cana yakın birisiydi; çok sevmiştik onu. Ders yılının ortasında İstanbul'a tayini çıktı. Veda gününde sınıfça ağlaşmıştık. Bizi yandaki sınıfa gönderdiler. Yeni hocamız Vehbi Bey (Kuru Vehbi) soğuk birisiydi. O yılı sıkışık düzen orada bitirdik.

İkinci sınıfa, Siirt'ten memleketine (Aksaray) atanan öğretmen Mahir Südemen ile başladım; ona da hemen ısındık. Mahir Hocamla geçen dört yılın sonunda ilkokulu, Şadan Hocanımla başladığım sınıfta bitirdim. Unutamadığım sevdiğim, saydığım Aksaray'a geldikçe ziyaret ettiğim güzel insandı (makamı cennet olsun).

Okula başladığımda başöğretmenimiz Hafide Hocanım idi. Babacan, tonton bir hanımdı. Bir gün bize tuğla taşıtırken "Hadi yavrularım, hadi arılarım" diye bizli motive edişi hâlâ gözümün önünde. Beşinci sınıfta başöğretmenimiz Eyüp (Dağaslanı) Bey Türkçe dersimize gelirdi. Espriyi seven, iyi bir insandı ama yanlışa ve aptallığa hiç müsamahası yoktu. Şiddetle onur kırıcı davranırdı. Bir gün tahtaya bir şey yazdı, kim cevap verecekse tahtaya gelsin dedi. Kendine güvenen bir öğrenci geldi tahta başına, ama çuvalladı. Eyüp Bey çocuğun kafasını tahtaya vura vura daha sonra çok duyacağım şu dörtlüğü söylemişti: Evimin önünde yoğurt ağacı - Dalında çizme - Madem bilmiyorsun yüzme - Niye çıktın minareye? Öğretmenlerden Ragıp ve Bedri beyleri bir de Cavide (Çorakçı) hocanımı hatırlıyorum.

Okula kaydımı yaptırmaya, öz abimden yakın halamın oğlu Zekai (Çetinkaya) ile gitmiştik. Binanın kapısında karşılaştığımız Hafide Hocanıma abim belgeleri verdi. Hocanım bana on'a kadar saydırdı. "Tamam hadi gidin" dedi.

Yıl 1951, bir güz sabahı (okulun ilk günü) ebemle (babaannem, rahmete gark olsun) el ele tutuşup Taşpazar mahallesine, Pir Ali Sultan'ın türbesine gittik. Ebem orada uzun uzun dua ettikten sonra, Cavide Hocanım'ı, türbenin hemen karşısında sayılabilecek evinde bulduk; kahvaltı yapıyorlarmış; ailecek yakınlığımız olduğu için teklifsizdik. Hocanım hazırlandı, ebem beni ona teslim etti. Birlikte okula gittik; hocanım beni girişte sütunun önünde bekleşen öğrencilerin arasına kattı: "Burada bekle" dedi ve kendi okula girdi. Benim öğretim hayatım böyle başladı.

Unutulmaz çocukluk anılarımla dolu o görkemli bina, kullanılamaz duruma gelince yıkılarak yerine 1985 yılında üç katlı 13 derslikli bir okul yaptırılmış. Laboratuvarı, atölyesi ve geniş bahçesi ile halen eğitim-öğretim faaliyetine devam etmekteymiş. Ama o benim okulum değil.




Comments


© 2021 İstanbul - Türkiye

bottom of page