top of page

Ortaokul ve Ben (1. sınıf)

  • Yazarın fotoğrafı: rizakati
    rizakati
  • 26 Eyl 2021
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 17 Eki 2021

Kimler geldi, kimler geçti öğretmenim olarak, altı yıllık orta ve lise hayatımda... Hatırladıklarımdan söz edeceğim.


Yıl 1956 güz mevsimi. Okullar açıldı. Ben Ortaokula başladım. O güne kadar binanın hiç değişmeyen yerleşim planı o yıl, öğrenci artışı nedeniyle yeni sınıflar açmak için değişime uğramaya başlamış. Nasreddin Hoca demiş ya hani:" Eski ayı kırpıp, kırpıp yıldız yaparlar". O hesap, ortaokulda ilk verilen kurban da laboratuvar oldu. İkinci katta idare bölümünün üstündeki laboratuvarın bulunduğu geniş salonu bölüp iki sınıf haline getirmeye karar vermişler. Ancak bu operasyon (mini inşaat) okulların açılışına yetiştirilemeyince bizi geçici olarak aynı katta tam karşıdaki konser salonuna yerleştirdiler. Girince ilk dikkatimi çeken şey sahnenin önündeki koca piyano oldu. Orada çok az kaldık. O kısa süreden hatırladıklarım, Türkçe dersine gelen Huriye hanımın "çar" sözcüğünün iki farklı anlamını açıklaması ve ticaret dersine gelen ilkokul öğretmeni Hadi Kapçı’nın şirket türlerini tahtaya yazdıktan sonra hemen dini öğütlere başlamasıdır. "Komandit, kolektif, limited" sözcükleriyle o gün tanışmış oldum. Hadi bey tatlı dilli, kendisini dinletmesini bilen samimi bir dindardı. Hem birinci, hem de ikinci sınıfta din dersimize de o giriyordu. Üçüncü sınıfta din dersi yoktu sanıyorum.


Bu arada, ikinci katta konser salonunun tam karşısındaki Laboratuvarı ikiye bölme işlemi başarıyla tamamlanmış olmalı ki bizi iki sınıf olarak (I-E ve I-F ) oraya yerleştirdiler. Laboratuvar malzemelerinin bulunduğu camlı dolaplar hemen yan taraftaki bir sınıfın duvar diplerine yerleştirildi (teneffüslerde bazen oraya girip ilgiyle izlerdim kavanozlardaki yılan vb. dondurulmuş canlı türlerini). Sınıfımızda diğer sınıflardaki havalı öğretmen kürsüsü yerini basit birer masa-sandalye tutuyordu. Bizimki gibi sonradan sınıf haline getirilen odalar da sanırım öyleydi.

Yeni girdiğim çevreyi tanımaya meraklı olduğum için ilk günlerde teneffüslerde avluya çıkmak yerine okulu köşe bucak dolaşırdım. Dikkatimi çeken şeylerden birisi de, idare bölümüne geçilen kemerli kapının üstünde, duvara gömülmüş dikdörtgen taş levha içinde, Ziya Gökalp'e ait şu dörtlük idi: AHLAK YOLU PEK DARDIR - TETİK BAS ÖNÜ YARDIR - SAKIN HAKKIM VAR DEME - HAK YOK VAZİFE VARDIR!


Ön kapıdan girişin hemen sağında, o gün için mini kantin hizmeti gören Kooperatif kulübeciği vardı. Eğitsel kollardan Kooperatif koluna seçilen öğrenciler tarafından işletiliyordu.


Okulun idare kadrosunu oluşturan Müdür İbrahim Sevinç, Ortaokul Liseye evrilince gitti, yerine Müdür olarak Emin Tan geldi. Baş muavin Nail Akbulut, Muavin Muammer Güngörmüş ve Katip Bekir (soyadını unuttum), altı yıllık orta ve lise hayatımın başından sonuna kadar hep okuldaydılar. Bunun dışında bu altı yıl içinde öğretmen olarak kimler geldi, kimler gitti. Hatırladıklarımdan söz edeceğim.


Okulun kadrosunda ayrıca iki erkek ve iki kadın dört hademe vardı. Elfizar bacı yaşlıydı; galiba Bayburtluydu ve savaş yıllarında Doğu'dan göç edenlerdendi. Öğrenciler bazen başına toplanır konuştururlardı; kendine has şivesiyle eski günlerden söz eder ve ince sesiyle bir de türkü (birkaç cümle: Bayburt dağlarında tabakam kaldı) mırıldanır ve gözünden yaş gelirdi. Daha genç (otuzlu yaşlarda) kadın hademenin ismini unuttum. Erkek hademelerden genç olanın ismi Hadi (soyadı?) idi. Yaşlı olan "Kaya" adındaki iri yarı hademenin görmüş geçirmiş, otoriter bir havası vardı. Daha sonra marangoz kadrosuyla alınan genç bir eleman, elinde keser-testere oraya buraya gidip gelirken gözümün önüne geliyor.

İdare bölümünün tam karşısında, kütüphane iken bölünüp iki sınıf haline getirilmiş salona geçilen kemerli girişin hemen sağında küçük hademe odası vardı ama hademeler daha çok öğretmenler odasına ve idare bölümüne yakın pencereler önünde sandalyede otururlarken gözümün önüne geliyorlar; o odada süpürge, kova benzeri temizlik alet ve malzemeleri vardı.

Ders saati başlangıç ve bitim vakitleri çan-zil (el çanı) sesiyle haber verilirdi. Hademelerden biri, teneffüs bitiminde bina ön ve arka giriş kapıları önüne çıkıp elindeki zili sallardı; ders bitiminde de alt ve üst koridorlarda elindeki zili sallaya sallaya dolaşırdı.


Birinci sınıfta aklımda kalan öğretmenler: Türkçe ve Fransızca dersi: Müdür İbrahim (Sevinç); Matematik: Muammer Güngörmüş; Tabiat Bilgisi: Dr. Mehmet Başerdem; Tarih-Coğrafya(?): Av. Fahrettin Hamzakadı; Resim ve Elişi: Enver Uzan; Din dersi Hadi Kapçı (ilkokul öğretmeni). Beden Eğitimi ve Müzik: Mustafa (?);


Müdür İbrahim Bey sevimli tonton bir adamdı Adanalı fellah olduğu simasından belliydi; Muammer Bey sert görünümlü, ciddi, iyi kalpli, disiplinden taviz vermeyen birisiydi. Beni de sevdiğini hissederdim. (çünkü matematiğim çok iyiydi).


Arkadaşlardan çoğunun soluk resimleri hayalimde yaşıyor ama, isim olarak Birsen, Aydın ve Şadan Gürlek kardeşleri, Soyadını unuttuğum Hasan'ı ve onun dayısı Ali'yi (iki yıllık) hatırlıyorum sadece. Mahalleden ve ilkokuldan samimi arkadaşlarımın hiçbiri yoktu bizim sınıfta. Ortaokula başlayanların hepsi diğer birinci sınıf şubelerindeydiler.

Bir gün matematik dersindeyiz; ders bitimi teneffüs zili çaldı. Muammer Bey tahtada ders anlatmaya devam ederken, ben çantamı çıkarıp toparlanmaya başladım. Hoca hiç istifini bozmadan ders anlatmaya devam ederken kısaca "Katı gel" dedi. Hatamı anlamıştım fakat çok geçti. Süklüm büklüm tahtaya, hocanın yanına vardım. Bir kulağımı parmaklarının arasına aldı, hem ders anlatıyor hem de kulağımı yoğuruyordu.


Bize bir kelime öğretenin kölesi olamayız ama emeği olanları hayırla yad etmeden ve rahmet dilemeden geçmek istemiyorum.




Comentarios


© 2021 İstanbul - Türkiye

bottom of page