HAYAT(avlu)daki HAYAT
- rizakati
- 1 May 2021
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 3 Tem 2021
Çeşme suyu kesilmişti de biz, aklımda kaldığına göre on gün kadar kekremsi tulumba suyu içmek zorunda kalmıştık. Mahalleliye çok zor gelmişti ve çeşmeye su verilince bayram etmişti.

Biz Aksaraylılar avluya hayat derdik. İlkokul ikinci sınıfta hayatın yaşam anlamına geldiğini öğrenince çok şaşırmış ve ikisi arasında bağlantı kurmaya çalışmış, becerememiştim. Ahir ömrümde Google dedeyle tanışınca çok ilginç bilgiler buldum. Hayat kavramının ortak anlamı “gündelik hayatın geçtiği yer” demekmiş. Ayrıca hayat sözcüğünün “ev ile bahçeyi ayıran yer” ve “ev ile sokak arasındaki mekân” veya “evi dışarıdan ayıran sınır” anlamları da varmış.
Ansiklopedik bilgi: Etimolojik Sözlük’te çevre duvarı anlamına gelen “ha’it” ve çit anlamına gelen “ât” seslerinden türemiş olan “hayat” kavramı, çitle çevrili avlu, dış duvarlar içinde fakat ev kapısı dışında olan alan, anlamına gelmektedir (Nişanyan Sözlüğü, 2018). Türk Dil Kurumu sözlüğünde de hayatın, “avlu” terim karşılığının olduğu görülmektedir. (TDK. 2020). Risâle-i Mimariyye’de (Yüksel, 2005:97) hıyâta kökünden gelen “hayat” kapı önü, saçak altı demektir. Geleneksel Konut Mimarisine İlişkin Kavramlar Sözlüğü’ne göre ise ‘evin orta mekânı; sokak kapısının açıldığı toprak kaplı alandır. (Dilara Bahçalı-Tez)
Bizim avluya, kalın kunt bir keresteden yapılmış tek kanat büyük kapıdan girilirdi . Benzerini başka hiçbir yerde görmediğim kapının, eskiliğine rağmen ağır ve vakur bir havası vardı. Arkasındaki kalın üç kuşaktan ortada olanın üzerindeki sürgü de kendine özgü idi. (o sürgünün özel bir ismi ve kapıyı sürgülemek anlamında ondan türetilmiş bir fiil vardı ama tam çıkaramıyorum. Kapıyı goraklamak gibi bir şeydi.)
Kapıdan girince iki yanında, avluyu, sokağın namahrem gözlerinden saklayan yüksek duvarların arkasında iki büyük ağaç kapıya bekçilik yapardı. Soldaki akasya ağacı özellikle çiçek açınca gelin gibi süslenirdi. Ama ağaçları ilk görenlerin ilgisini daha çok sağdaki ağaç çekerdi ve cinsi hakkındaki rivayet muhtelifti. Kimi mürver ağacı derdi, kimi kara oğlan kavağı veya başka şey. Duvar yüksekliğine kadar çıkan kalın gövdesi oradan yatay olarak binaya doğru uzanır ve binaya yaklaşınca dallarını göğe uzatırdı. Her iki ağaç da evle yaşıt veya daha yaşlı olabilir. Ağaçların hemen önünde gürül gürül akan (benim ilk gençliğimde öyleydi) ırmağa avlunun sağında ve solunda iniş vardı.
Aksaray'da gündüz hayatımızın çoğu (yazın hepsi, kışın yarısına yakın) avluda geçerdi. Yemek için ve akşamları eve girerdik. Evin penceresi önünde iri, yassı taşlardan oluşan seki, avlu keyfinin yeri ve sohbetlerin vazgeçilmez mekânı idi. Ev işlerinin çoğu da avluda yapılırdı. Şimdi modern hayatta mutfağa ve banyoya sıkışmış işlerin çoğu, çamaşır, temizlik, yemek malzemesi hazırlamak, zerzevat yıkamak daha bir sürü iş.
En önemlisi de şimdiki neslin, köylerin dahi bilmediği ya da yapmayı bıraktığı kış hazırlığı büyük işler, ekmek yapma, bulgur kaynatma, turşu kurma, salça çıkarma, erişte (makarna) kesme, reçel yapma gibi geniş mekan isteyen külfetli işlerin yeri avluydu.

İçme suyunu caminin yanındaki anıt eser çeşmeden getirirdik. Mahallede sadece iki çeşme vardı. Biri Sancı Baba camisinin avlusundaki Osmanlıdan kalma tarihi çeşme, öbürü İzzet efendilerin konağının karşısında, Bedriye Medresesinin köşesindeki Demir Çeşme. Sonraları, Paşacık'tan sola dönen daracığın küçük Taşpazar'la kesiştiği üç yol ağzında, karşı ağaçlığın duvarı dibine bir üçüncü çeşme yapıldı.
Irmak suyunun zamanla eski duruluğunu kaybetmesi üzerine babam avluya tulumba kurdurmuştu. Durumu elverişli çoğu evde tulumba vardı. Aksaray yeraltı suyu bakımından zengindi; su tulumbayla çok kolay çıkardı ama kekremsi bir tadı vardı; içimi zordu, şişkinlik yapardı. Çocukluğumda, sokakta çeşmelere giden künk boruların demir borularla değişimi sırasında aklımda kaldığına göre on gün kadar (belki daha uzun) çeşme suyu kesildiğinde tulumba suyu içmek zorunda kalmıştık. Mahalleliye çok zor gelmişti de çeşmeye su verilince bayram etmişti.
Tulumbamız kurulunca, kiracımıza ve bize, yani avludaki iki eve hizmet ettiği gibi, temizlik için suyu o güne kadar ırmaktan sağlayan yakın komşuların da işine yaradı ve babam sırf bu yüzden çok hayır dua aldı.

Avlunun sağında, kiracının kapısı ile Samanlık denilen yerin arasında, örtmenin altındaki alanın (küçük avlu) köşesinde tandır vardı; ekmek yapmak için kullanılırdı. Güz mevsiminde kavaklıktan toplayıp samanlığa yığdığımız kuru yapraklar ve dallar yakacak işini görürdü. Hemen yanında da ocak vardı.
Karşı tarafta mutfak penceresinin önündeki ocaklı bölümde çamaşır yıkarken gözükmemek için (özellikle tulumbanın kurulmasından sonra avluya giren çıkan çok oluyordu.) babam, tuğlaları harç olmadan üst üste istifleyerek adam boyunu geçkin (L) şeklinde bir duvar yapmıştı. Üstünü de bir üzüm asmasının dal ve yaprakları kapatıyordu galiba.
İnsan hayatı gibi bizim avlu-hayatın da evreleri oldu: Doğdu, dolu dolu yaşadı, yaşlandı ve sonunda öldü.
Ben Aksaray’da daimi mukim olduğum sürece avlu yukarıda anlattığım durumunu muhafaza etti. Sokağın genişleme projelerinin kurbanı olarak başına gelenleri kardeşlerimden dinledim. Şaban : “İlkinde, anam duvarı yıkmak için gelen işçilere engel olup “herif (kocasını kastediyor) gelirse kıyameti koparır” dediğini, duvar yıkımının ertesi güne kaldığını hatırlıyorum. Ortalık darmadağın; annem bir taşı yerinden oynatırken ayak tarağını kırmış günlerce yürüyememiştir. O güzelim akasya ağacıyla karaoğlan kavağını yitirişimiz de cabasıdır” diye anlatmıştı avlunun başına gelenleri. Bu operasyonda ırmak avlu dışına çıkmış; ağaçlar kesilmiş; tulumbanın boynu avluya doğru bükülüp duvarın içindeki oyukta hizmet vermeye devam etmesi sağlanmış.

Mehmet kardeşimin anlattığına göre sokağın ikinci kez genişletilme ameliyesi babamızın hayatına mal olmuş. Yolu genişletmek için yıkılan duvarı daha içerden yapmakla uğraşırken rahatsızlanmış ve ameliyat için Ankara’ya götürülmüş; iyice daralan avluyu sokaktan ayıran yeni duvarı bitirme işi de ustalara kalmış.
Ve şimdi avlunun yerinde yeller bile esmiyor, üzerine dikilen apartman yüzünden...
***
Comments