Evvel Zaman İzinde - 7
- rizakati
- 13 Ara 2022
- 7 dakikada okunur
AKSARAYLI ÜÇKARDEŞİN WHATSAPP SOHBETİNDEN NOSTALJİK ANILAR:
Çardaklı Ali, Hacer aba, Ormancı Abdullah, Yuvalı Mustafa, Kırgıllı Celil; hatırladıklarım bunlar.

4.2.2019
KÜÇÜK KARDEŞ: Gelin bir meşveret edelim; Asya’nın bahtına değil naçizane Paşacık mahallesi no:60'a dönelim; 1624 rakamı size bir şey hatırlatıyor mu?
BÜYÜK KARDEŞ: İhtiyarlığıma bağışla. Hiç bir şey hatırlatmıyor. Nedir diye sorsam da sen öbür kardeşlerin cevabını almadan söylemeyeceksin. En iyisi sabretmek
KÜÇÜK KARDEŞ: Hadi seni mazur görelim; sen baba ocağını en erken terk edensin. Memet abiye pek bir şey diyemiyorum. Ama Mahmut abiden umutluyum. Bizim evi derdest eden yıkıcılar da bu rakamla karşılaşmışlarsa şaşırmam...
BÜYÜK KARDEŞ: Mahmut'la sen evin en son halleriyle (bize göre) halleşen kişiler olarak en taze ortak anılara sahipsiniz tabii ki.
KÜÇÜK KARDEŞ: Ne demezsin? Ben o evin yangına karşı birinci derecede riskli olduğunu düşünür, bazen uykularımı kaçırırdım.
BÜYÜK KARDEŞ: Hiç aklıma gelmemişti bak. Aslında haklısın; ev yangına karşı çok risk taşıyordu. Ama dert etmezdik pek. Babam en çok göçeceğinden korkardı. Neredeyse her sene bir salıntı işi olurdu.

KÜÇÜK KARDEŞ: Mahmut’la el birliği edip eve çeki düzen vermeye çalıştığımızı da hatırlarım; detay isterseniz arşivi taramam gerekir.
BÜYÜK KARDEŞ: Evin çeki düzen verilecek ne hali kalmıştı ki?
KÜÇÜK KARDEŞ: Bizim evin, Fatma’banın evine bakan köşesi sinyal vermişti; babam o bölgeyi kordon altına alıp, temeli kaynattırmıştı. Bu işler yapılırken, biz evi tahliye edip kiraya verdiğimiz yerde tatil yapmıştık!
BÜYÜK KARDEŞ: Değişik bir heyecan olmuştur. Yeni bir eve taşınmış gibi.
KÜÇÜK KARDEŞ: Aynen!
BÜYÜK KARDEŞ: Babamın salıntıları sayesinde taş temel değilse bile onun üstündeki kerpiç duvarlar neredeyse iki nesli sinesinde barındırdı bizleri. Tam bilmiyorum ama herhalde dedem evi, evlenmeden önce veya evliliğinin ilk yıllarında yaptırmış, büyük ihtimal babam orda doğmuştur.
KÜÇÜK KARDEŞ: Bizim fakirhanenin onunla yaşıt olduğunu babam söyledi bize.
ORTANCA KARDEŞ: Maşallah iki gardaş döktürüyorsunuz. O numarayı ben de hatırlayamıyorum. Ev ben bildim bileli riskli idi. Birkaç defa destekleme çalışması yapıldığını hatırlıyorum. Ev yapılırken ebem babama hamile imiş; Babamla beraber başlamış evin dünya serencamı; beraber de bitti sayılır.
KÜÇÜK KARDEŞ: Efendim sadede gelelim: bir soru sorup sonra da kaçmak olmaz. Mahmut abi bu soruyu kolayca cevaplandırır diye hevesleniyordum. “Hiç değilse Şaban benden iyi hatırlıyor” dese yeterdi. Neyse, “1624” Mahmut abimin öğrenci numarasıdır. (Hatırlayın; okul numaramızın ismimizden bile önce telaffuz edildiği talebelik yıllarını.) Neyse efendim, emin değilim; orta mı, lise mi, Mahmut abim okula kaydını yaptırır, kayıt memurları kendisine bu numarayı tevdi ederler ve sıkıca tembihlerler: “Sakin unutma!”

Mahmut abim eve gelir. Bulabildiği her türlü yazıcı madde ve kullanabildiği her türlü kesici, kazıyıcı, delici, oyucu aletle evin önünü, arkasını bulabildiği her türlü sathı, mebzulen bezer! Babam işten geldi olaya müşahit oldu. Mahmut abime tatlı bir sitemde bulunmakla yetindi: “oğlum, hepimizin hatırlatmaya ihtiyacı vardır, ama iki yere yazsan yeterdi.”
BÜYÜK KARDEŞ: Hoş bir anekdot oldu. Benim evde olmadığım zamana ait bir vaka olmalı. O yüzden ihtiyar hafızamın ihanetine uğradığım zehabına kapılmak yersizmiş. Olaya tanık olanlar, yani o günlerde bizim evde yaşayanlar için unutulmayacak bir numara olmuş; yalnız Mahmut için değil.
KÜÇÜK KARDEŞ: Sene: 60’lar, Paşacık mahallesi no.60 da bir tencere kaynamaktadır. Bulgur pilavı, mercimek çorbasıyla nefis körlenmektedir. Nebahat ve ben bir ilkokul dergisinde şu şiiri okumuş ve ezberlemişizdir:

“Benim kedim kapkaradır,
Oyuncağı makaradır.
Bahçelerde böcek avlar,
Daldan dala kuş kovalar.
Sevdiği şey, sütle ciğer,
Arada bir balık da yer (Fahrünnisa Elmalı)”
Biz makarayı, bu şiirden çok sonra, Melahat ablam terzilik yapmaya başladıktan sonra gördük. Kedinin yediklerini düşündüğümüzde ağzımız sulanırdı... hey gidi dünya...
BÜYÜK KARDEŞ: Şaban, yine döktürmüşsün. O tatlı üslubunla beni, kedilerle haşır neşir olduğumuz çocukluk yıllarıma, günlerime götürdün. Evimizden çok kedi gelip geçti. Bence anılmayı en çok hak eden üç kedi var. Nedense kedilere isim koyduğumuzu hatırlamıyorum. Ama isimleri olmadan da onların her birinden söz ederken nasıl belirtirdik hangisi olduğunu? Sen de kaç kedinin hatırası var?
KÜÇÜK KARDEŞ: Kedi çok; ben sırf ölen kedilerimiz için dut ağacının altına onlarca mezar kazdığımı hatırlıyorum. Akılda kalan kedilerimiz: Ana kedi unutulmaz, Pompiş teyze dediğimiz bir kedimizi de kayda değer buluyorum diğerleri sıradan kedilerdi.
BÜYÜK KARDEŞ: Evet babamızın gözdesi, kahvaltı arkadaşı, yağlı, çökelekli dürüm ortağı kedi, ana kraliçeydi. Hayat (avlu)dan köpek kaçırtmışlığı dillere destan olmuştu. Suların kesik olduğu bir dönemde ırmaktan (samanlığın altı tarafından) neredeyse kendi kadar bir lağım faresini ensesinden yakalamış ırmaktan çıkartırken gözümle gördüm.
KÜÇÜK KARDEŞ: Osmanlı kediydi her veçheden. Babama sadakati tartışılmazdı. her akşam babamı pencerede bekler, gelince koşar, divanhanede karşılar, babam evde yokken ağzına lokma sürmezdi.
BÜYÜK KARDEŞ: Pompiş teyze uzun bacaklı, narin bir hanımefendiydi. Ana kraliçenin en çok yaşayan kızıydı. Çok torunlar verdi. Ben bir de kötürüm kedi yavrusunu hatırlıyorum. Belden aşağısı tutmazdı. Annem ona mutfakta bakardı. Ocağın önünde küllerin üzerinde yatar, mutfak kapısı açılınca tutmayan belden aşağısını sürükleyerek kapıya seğirtirdi (tabir caizse).O haliyle de epey yaşadı yine de mübarek.
KÜÇÜK KARDEŞ: Sen söyleyince hatırladım... içimizi burkardı.
BÜYÜK KARDEŞ: Kedi demişken bir soru: Ana kedinin nerden geldiğini bileniniz var mı?
KÜÇÜK KARDEŞ: Çok bilmişlik de iyi değildir! Bu konuda çok ufak bir duyumsamam vardır ama doğruluğunu teyit edemem bekleyelim bakalım öbür gardaşlar ne diyecekler. Ve ana kedinin bizlere veda edişi. Bir süredir hastaydı. Kedilere mahsus bir izzeti muhafaza ediyordu. Bizim onu alil-vücut görmemizi istemiyordu. Kuytu bir köşede ölüsünü bulduk. Babam öğrendiğinde gözyaşlarını tutamadı. Ve bana örneği hafızamda bulunmayan ilk ve son bir ricada bulundu: “Onu iyi bir yere gömün”
BÜYÜK KARDEŞ: Ana kedinin menşeine gelince: Hatun adında bir komşumuz vardı...
ORTANCA KARDEŞ: Bilmem. Nerede otururdu ki?
BÜYÜK KARDEŞ Şevket abinin ev yaptırdığı arsanın arkasında kerpiç bir evde otururdu. Mahalleden taşınınca kedi bize kapılandı. Biz de benimsedik. Ondan önce kedimiz olduğunu hatırlamıyorum.
ORTANCA KARDEŞ: Adını duymuştum. Hayrullah emmilerin orada mı?
BÜYÜK KARDEŞ: evet.
ORTANCA KARDEŞ: Gerçi onu da bilmem ismini duyardım.
BÜYÜK KARDEŞ: Nuri emmini yaptırdığı evin yerinde Hayrullah emminin kerpiç evi vardı. Onun sol karşı köşesindeydi kadının evi. Kedi muhabbeti yeterse köpek faslına geçelim. Zor bir soruyla başlayalım: Geçmişte bizim kaç köpeğimiz oldu? Ek soru: Altaylığın canavarının adı neydi?
ORTANCA KARDEŞ: Ben ancak 2 köpek hatırlıyorum.
BÜYÜK KARDEŞ: Hatırladığına göre iki köpeğin hikâyesini de sen anlat bilmeyen kardeşlere.
ORTANCA KARDEŞ: Bu köpekler bizim mi idi yoksa Feramuz amcanın bahçesi arkasındaki bir komşunun mu idi belli değildi. Bir oraya gider bir bize gelirler idi. Küçüğünün adı Bostuk büyüğünün ki de herhalde Karabaş idi. Bostuk süs köpeği gibi sevimli tüylü bir şeydi...
BÜYÜK KARDEŞ: Senin sözünü ettiğini köpekleri ben tüm unutmuştum. Sen söyleyince hayal meyal küçüğü hatırlar gibi oldum.
Benim sorduklarım demirbaş köpek. Efendim birincisi, Büyük beyaz bir sokak köpeği olup, bir akşam babam eve gelirken peşine takılmış, babamızdan da ilgi görünce kapılanmıştı. Uzun süre bizde kaldı. Yaz odası çıkmasının altına istif edilmiş kalasların altına yatardı. Eve de pek sahipti. Bahçeden kuş uçurtmazdı. Sınırı kavaklıkla bahçe arasındaki su arkı idi. Kaç defa halamı oralarda sıkıştırmış ve şikâyete neden olmuştu. Kalasların altına yavruladı. Bir gün yavrularını emzirirken bahçede bir hareket görmüş ve hızla kalkınca yavrulardan biri oradaki bir budağa takılmış ve ciddi yaralanmıştı. Öbür yavrular biraz büyüyüp, toraman olunca bizim peşimizden koşar, oynardı. Zaman içinde kimi öldü kimini isteyenlere verdik.
İkinci köpek, küçük eve taşınan bir köylünün çoban köpeğiydi. Haşmetli bir şeydi. Bir kaç günde kendimize alıştırana kadar epey korkmuştuk. Bir seneden fazla bize arkadaşlık etti. Altaylığın köpeğinin ismi "çakal" dı Çok yırtıcıydı. Ödümüz kopardı
KÜÇÜK KARDEŞ: Ben köpekten yana nasipsiz büyüdüm. Hatırladığım sadece “Aliki” isminde Fatma’baların bir köpeği bizle de içli dışlıydı. Bir gün itlaf ekiplerinden saklayıp, korumak için akla karayı seçtiğimizi anımsıyorum. Mehmet abinin bahsettiği Bostuk ve Karabaşı da hatırlıyorum Karabaş’tan çok korkardım; o ikisi bizi ziyarete geldiklerinde ben çıkar yaz odasından seyrederdim. Onun dışında sokaktan toplayıp bir gün arkadaşlık edebildiğim enikler olmuştur. Akşama kadar oynar, biz eve çekilince bahçede yalnız bırakırdık onlar da gece boyunca çenilerler, bizi uyutmazlar ertesi gün gene sokağa bırakırdık.
BÜYÜK KARDEŞ: İnsanlardan hayvanlardan sonra sıra geldi mekânlara. Gerçi oturduğumuz ev hakkında konuştuk. Benim meramım küçük ev. Küçük evin tarihçesi, geleni gideni. Bu konuda bildiğiniz duyduğunuz nicedir?
ORTANCA KARDEŞ: O evin ne zaman ne için yapıldığını bilmem. Bir müddet yetimleriyle halamın. Sonra ablam doğunca onun için isim öneren bir bankacıyı duymuştum. Daha sonraları: Çardaklı Ali, Hacer aba, Ormancı Abdullah, Yuvalı Mustafa, Kırgıllı Celil; hatırladıklarım bunlar. Eksiğini siz tamamlayın.
BÜYÜK KARDEŞ: Söylediklerin doğru eksiklerini tamamlamadan önce (bildiğim kadarıyla) öteki kardeşleri de dinleyelim bakalım. Gerçi Mahmut'tan bir şey çıkmaz ama Şaban'ın o kıvrak, tatlı diliyle döktüreceklerini duymayı merakla bekliyorum.
KÜÇÜK KARDEŞ: Kiralık evi kim yapmış, ne zaman yapmış bilmem ama Allah yapanlardan razı olsun. Bize çok yararı dokundu: sosyal olarak mahalledeki sabit komsularımızdan çok kiracımız olmuştur. Kapı-eşik komşuluğu ve paylaşımı yaşadık. Çocuklu aileler ayrı bir zenginlik katardı hayatımıza. Irat açısından, aldığımız kira akmasa da damlıyor türünden katkı sağlardı. Özellikle kış aylarında kira gelirimiz daha bir makbul olurdu. Benim ilk hatırladığım kiracı Yuvalı Mustafa olmalı; oğlu Ziya’yla oynardık. Son dönem kiracıları siz tanımazsınız. O eve 3 tane gelin gelmişliği vardır... Kısa süreli oturdular. Yanılmıyorsam onlardan bir tanesi de Tana Yaşar’dır. Beş kuruş verip konuşturduk on kuruş veriyoruz susmuyor dememeniz için lafı kısa kesiyorum. Ve kiracılardan birine müteallik olarak babamın, “bir kanun kaçağına bilerek yardım ve yataklık etmek” cürmünü işlediğini bileniniz var mı?
ORTANCA KARDEŞ Essahtan ne güzel kiracılarımız olmuştu. En sevdiğim, aklımda kalan da Hacer abagil. Onların çocuklarından hepimiz için bir akran vardı; akrabalığımız da cabası. Bir de ev kirası deyince aklımda 50 lira artı 5 lira elektrik parası kalmış hangi kiracıya aitse…
BÜYÜK KARDEŞ: Kanun kaçağına yataklık?
KÜÇÜK KARDEŞ: Yok söylemem: bu babam ile kanun kaçağı ve benim aramda geçmiş bir vakıadır... Hayli kıymetlidir.
BÜYÜK KARDEŞ: İfşa edilmeyen suçun ve açığa vurulmamış günahın affedileceğine dair bir görüşe göre söylememekte haklısın.

KÜÇÜK KARDEŞ: Neyse tüm cevapları alamadık ama biz gene sözümüzde duralım: umarım babamı mezardan kaldırıp hesabını sormazlar... Konumuz neydi? Kanun kaçağına yardim etmek. Anlatalım dilimiz döndüğünce:
Bir sabah erken, kapımız çalınır babam henüz işe gitmemiştir. Kapıyı çalan yorgun, bitkin, ürkek ve tedirgin bir genç adamdır... Güvenlik çemberini verdiği bilgilerle geçmiştir. Birkaç yıl önce bizde kiracı oturan Ormancı Abdullah’ın karısı Havva’nın kardeşidir... Mustemmi (Mustafa emmi) ile görüşmek istiyorum demiştir. Eve buyur edilir, kahvaltı sofrasına davet edilir. Ama onun gözü yeme içmede değildir. Boş gözlerle etrafı süzmektedir... Hoş beş sonrası babam, sebeb-i ziyaretiniz nedir diye sorduğunda şüpheci bir tavırla etrafına bakınıp, babamdan başka birisinin olmamasını istediğini ima etmiştir. Oda boşaltılır ben küçük olduğum için varlığım sorun teşkil etmez. Genç adam sadede gelir: köyde, namus belasına birini bıçaklar; ölmüş müdür? emin değildir. Hemen köyü terk edip Aksaray’a kadar ulaşır... Bildiği tek adres ve isim bizizdir. Buradan İzmir’e gidecektir ama parası yoktur... Babamdan 100 lira ister... Babam gözünü kırpmadan çekmecesine yöneldi. Çıkardı parayı verdi. Adam babamın elini öpüp teşekkür ederken: bir gün öderim dedi. Babam hiç bir borcun yok evladım, Allah yardımcın olsun dedi. Ve adamı uğurladık... Bu bizim ailede ve başka hiç kimse tarafından bilinmedi. Yaptığım ailenin ortak hafızasına minik bir katkı. Bunu yaparken malumun ilamı şeyler değil de sizin ya bilmeyip ya da unuttuğunuz şeyleri bulmaya çalışıyorum. Elimde fırsat varken özellikle hayra vesile olacak bilgileri kendimle beraber götürmeyeyim diyorum. Tabii bu arada mezara götürecek bilgileri de vardır her insanın.

Bugün Annemi hatırladım... ne gönlü bol bir kadındı... İki örnek verip kapatacağım. Dileyen onun için bir Fatiha okusun yeter bana... Örnek: sonbaharlarda eve buğday alındığında değirmene hazırlarken hâsıl olan elek artığı taneleri eski bir kovada biriktirir, zerzemide saklardı... zemheri vurup ortalık apansız, bir hafta kalkmayacak bir karla kaplandığı zaman serçelere yem olarak verirdi... Örnek 2: bendeniz güneşli bir öğle sonu tek başıma uğraşıp Alirzemmi’nin ahır duvarı dibine bir minyatür ev yapmışımdır. O gece apansız bastıran kar benim evi görünmez hale getirmiştir... Annem her kar yağdığında yaptığı gibi, bizler uyurken kalkıp, tuvalete giden yolu kardan temizlerken, benim yaptığım eve de bir yol açmıştır... Annemin bu duyarlılığını ömrüm boyunca unutamam.
ÜÇ KARDEŞ: Allah anamıza, babamıza, tüm geçmişlerimize ve dahi ahrete intikal etmiş tüm ehli imana gani gani rahmet etsin.
コメント