Evvel Zaman İzinde - 6
- rizakati
- 6 Kas 2022
- 5 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 17 Ara 2022
AKSARAYLI ÜÇKARDEŞİN WHATSAPP SOHBETİNDEN NOSTALJİK ANILAR:
Yeğeni Çorakçıların Fadime (Fatma) onu hamama götürmüş; dönerlerken düşmüş.

7.2.2019]
BÜYÜK KARDEŞ: Esselamu aleyküm! Ey azizler! İşte başlarım söze. Geçmişten sorular sorarım size. Şunları biliyor muydunuz:
Babamızın marangozluktan önceki uğraşının terzilik olduğunu; babamızın terzi çırağı, amcamızın kunduracı çırağı olarak meslek hayatlarına başladıklarını; babamızı terzi yanından alıp marangoz yanına çırak verenin kim olduğunu ve ne amaçla bunu yaptığını; amcamızın kabuğunu kırmak ve işçilikten kurtulup, memur olarak devlet kapısına yamanmak için kime mektup yazıp da tavassut istediğini; Babamızın terzi ustasının kim olduğunu; BİLİYOR MUSUNUZ?
ORTANCA KARDEŞ: Bismillah deyip başlayalım. Babamın terzi, amcamın kunduracı çırağı olduğunu duymuştum. Herhalde babamın ustası ölmüş onun için meslek değiştirmiş diye biliyorum. Fazlası bende yok.

KÜÇÜK KARDEŞ: Rıza abimin soruları bayağı zor sorular; çoğunu bilmiyorum. Bildiğim, babamın bir terzilik geçmişi olduğu. Keşke terzi kalsaymış daha rahat bir işi olur, dükkânımız olur diye düşündüğümü hatırlıyorum. Babamın meslek değiştirmesine hatırladığım kadarıyla aile meclisinden, bir ihtiyarlar heyeti karar vermiş galiba. Alirzemmi onlardan biri gibi kalmış aklımda.
BÜYÜK KARDEŞ: Terzi yanından alınıp marangozluğa verilmesini Müftü dayısının oğlu Mahmut amca sağlamış. Babam: "Onların birçok evi vardı, evlerinin onarımı için marangoz lazımdı. Onun için beni o şerefe (!) layık gördü" dediğini duymuşluğum vardır. Sıradaki soru, ebemizle ilgili: Onu kim Ankara'ya götürüp gezdirdiğini merak ediyorsanız yarın da onu anlatırım.
KÜÇÜK KARDEŞ: Ebem o gezi için mi bilemem; Ankara'ya giderken otobüs çukura batmış, ağırlık azalsın diye, yolcular tahliye olunuyorlarmış. Sıra ebeme gelip in aşağıya dediklerinde "Ben yaşlı bi kadınım bırakın şuracıkta oturayım” demiş. Bu da benim görsel değil dinletisel bir anım...
BÜYÜK KARDEŞ: Ebem Ankara'ya bir defa gitti. Dinlediğin odur.
KÜÇÜK KARDEŞ: Ama Ebem, beyin kanamasına uğrayıp Ankara'ya götürüldüğü, cenazesinin oradan geldiği şeklindeki bir anımsamam beyhude mi?
BÜYÜK KARDEŞ: Ebemin vefatında ben Taşova'da öğretmendim. Daha sonra anlatılanlardan da Ankara hikayesini hiç duymadım. Daha doğrusu bana detaylı şekilde hiç anlatmadılar. Ebemin beni, benim de onu çok sevdiğimi bildiklerinden, üzülmemem için detaylı anlatmadılar hiç. İlerideki günlerdeki konuşmalardan, olanları bölük pörçük biliyorum. Onu bile tam bilmiyormuşum bak. Örneğin Ankara olayını...
ORTANCA KARDEŞ: Ben de ebemin. eline, kıyıda köşede kalan miraslardan üç beş kuruş geçince evham hastalığının başlayıp Ankara'da doktor, doktor gezip para bitince hastalığın da bittiğini duyardım..
BÜYÜK KARDEŞ: Valla öyle bir şeyi hiç hatırlamıyorum. Benim tek hatırladığım, Ben çocukken (herhalde ilkokul son veya ortaokul birinci sınıf) ebemizin T.B.M.M.de katip olan yeğeni Mustafa (Kadıoğlu) tarafından Ankara'ya götürülüp, gezdirildiği, oradan bana bir dolmakalem getirdiği. Ebem uzun süre ballandıra ballandıra anlatmıştı. Anıtkabir'i, Orman Çiftliğini gezdiğini hatta mecliste oturum bile izlediğini söylemiş bizi imrendirmişti.
ORTANCA KARDEŞ: İşte bir soru: Eti ve Ülker den başka bisküvi, şeker var mıydı?
BÜYÜK KARDEŞ: Bisküvi bilmiyorum ama şeker vardı. Ender şekerlemeyi hatırlıyorum Bir de fantezi şekerleme sözü hoşuma giderdi, fantezinin anlamını bilmesem de.
Benim kafam ebemin, en küçük bir bilgi sahibi olmadığım Ankara seyahatlerine takılı kaldı. Mehmet, bir konuştuğunda Melahat'e bir sor bakalım. Şabanın sözünü ettiği ebemin beyin kanaması geçirdiği zaman Ankara'ya götürülüp orada vefat etmesini ve daha önce evham hastalıkları için kaç kez Ankara'ya gittiğini ve ben Aksaray'da değilken olan Ebemle ilgili olayları... Vefatında Taşova'da idim. Öbür seyahatler de ben Ankara'da okurken olmuş olmalı. Ya bana hiç söz edilmedi; ya da hafızam bana yine oyun oynuyor çoğu kez yaptığı gibi.

KÜÇÜK KARDEŞ: Ebemi en son gördüğümde ılık bir güz akşamı, sokak kapımızın iki taşından birinde oturuyor, gelen geçenle sohbet ediyordu. Alnının sol yanında hafif bir morluk vardı; soranlar olursa nasıl olduğunu anlatıyordu. Yeğeni çorakçıların Fadime (Fatma) onu hamama götürmüş; dönerlerken düşmüş. Ama ciddiye alınacak bir olay değilmiş. O akşamdan sonra Ebemi birkaç gün göremedik evde... sonra ölüm haberi geldi...
Cenazesi bekleniyordu teşyîcilerin bir kısmı bizim, bir kısmı halamın evinde bekleşiyordu. Biz çocuklara iki ev arasında haberleşme için ulak görevi verilmişti. Arada mekik dokuyor, ha geldi, ha geliyor diye haber taşıyorduk. Ebem son kez eve geldi: Görmeye alışık olmadığımız bir minibüsün üstünde tabutta...Benim kameranın çekebildikleri bunlar. Melahat ablam daha iyisini bilir mutlaka...
BÜYÜK KARDEŞ: Olayın, anlattığın birinci kısmını, yani hamam yolunda düştüğünü ve birkaç gün hiç bir ciddi belirti olmadığını biliyorum, anlattıkları kadarıyla. Sonrasını, aniden fenalaştığını ve o meşhur hikayedeki gibi "öldü gömdük" özetiyle anlattılar bana.
KÜÇÜK KARDEŞ: Valla bu konuda Melahat Ablam en iyi adres: Hafızası elveriyorsa Ebemin üç gün üç gece süren taziye yemekleri için, babamın avluya gerdiği seyyar lambalardan birinde elektrik akımına kapılıp paçayı son anda kurtardığını da anlatabilir.
BÜYÜK KARDEŞ: Kim kapıldı babam mı? Melahat mi?
KÜÇÜK KARDEŞ: Ablamdı elektriğe kapılan. Biz çocuklar da o üç gün boyunca görmeye alıştığımız ihtimamı görememiş, yemek olarak somun arası helva yemiştik. Canım şimdi hiç helva çekmez.
BÜYÜK KARDEŞ: Bizim ev öyle bir curcunayı bir de babamın vefatında yaşadı. Bir kaç gün evde yemek verildi gelenlere. Ama avluda değil divanhanede. İlk akşam yemek yenildi, Sabah aile toplandı pür telaş. Ben farkında değilim ama öbürleri, gelen kalabalığın tapırtısından (ev eski olduğundan), merdivenin gıcırdadığını, evin titrediğini fark etmişler ve panik olmuşlar. Alelacele karar verildi ve ikinci akşam yemeği için, yeni yapılan binadaki bir daireye taşınıldı apar topar. Böylece iki arada bir derede anamın muradı yerine geldi. Babamın sağlığında, nicedir anam taşınmak istiyor ama babam kabul etmiyordu.
KÜÇÜK KARDEŞ: Çivi çiviyi söker derler. Bunlar da benim bilmek istediklerimdi. Allah senden razi olsun.
BÜYÜK KARDEŞ: Anam rahmetli hep: "O evde oturup, balkonunda bir çay içmeden Allah canımı almasın" derdi.
KÜÇÜK KARDEŞ: Anamın da dilekleri kabul olurdu: Hıdırellez günleri bahçeyle kavaklık arasındaki gül fidanlarının altına derme çatma taşlarla bir ev yapar: "Allah'ım bize balkonlu bir ev ver" diye dua ederdi...
BÜYÜK KARDEŞ: Duası kabul olmuş demek ki. O gün sabah taşınmaya karar verilince, akşama yemek için oturulacak durumu getirmek için yoğun bir faaliyet başladı; ev temizlendi; komşudan halı kilim yastık temin edildi geçici olarak. Görülecek manzara idi.
Balkon demişken, aklıma bir soru geldi: Anamızın balkon sevdası nerden gelmekteydi? Daha önce balkonlu bir evde oturmuş da onun özlemini mi çekmekteydi? (Dikkat: Cevabın ipucu sorunun içindedir.)
KÜÇÜK KARDEŞ: Balkonla ilgili cevabı ben bilmiyorum. Adalet Ablamızın çok güzel balkonu vardı. İkindi üzerleri oturup bahçeyi seyretmeye doyum olmazdı. Eee? Yok mu senin soruna cevap verecek başka bir babayiğit? Ben cevap peşindeyim: Nedir annemi balkonlu bir eve müptela eden? Merak ilmin hocasıdır.
ORTANCA KARDEŞ: Annemin balkon sevdasını bilmem ama Adalet bacının balkonu bizim için koşturup oynayacak kadar büyük ve güzeldi. Bir de Kamil dayımızın balkonundan geçilen damda oynamaya bayılırdık. Bizim evin de balkona benzer bir sundurması varmış eskiden, ben göremedim. (Hepsinin mekanı cennet olsun!)

BÜYÜK KARDEŞ: Mehmed'in bildiği doğruya yakın. Bizim üst katta sofanın renkli camlı iki penceresinin arkasında bahçeye bakan 2 x 4 ahşap bir balkon vardı. Babam bahçede ki çalışma yerini çinko sundurmayla kapatmak için balkonu kaldırdı. Balkona pencerelerden, en çok da merdivenin karşısındaki pencereden geçilirdi. Niye kapı açılmamış onu bilmiyorum. O pencereden, Müftü Şükrü dedemizin, Ali Çavuş'un şimdi isimlerini hatırlayamadığım Mahalle ihtiyar heyetinin balkona geçerek, babamla Alirzemmi arasındaki arsa ihtilafını çözmek için mahkeme kurduklarına tanık olmuşluğum vardır.
KÜÇÜK KARDEŞ: Abi sen anlatmaya devam et. Ne varsa sende var. Bizimkisi trickadan tayyare.
BÜYÜK KARDEŞ: Eskiden Alirzemmi'inin ahırı bizim küçük eve bitişikti. Babamın anlattığına göre Rıza dedemiz ölünce emmisi olan Altaylık (Alirzemmi), çocukların küçüklüğünden yararlanarak evin önündeki avluyu gasp etmiş ve ahırı evin penceresinin altına kadar uzatmış. Babam sürekli söylerdi. Emmisine ne kadar söylediyse de gasp ettiği arsayı geri vermeye ikna edememiş.
KÜÇÜK KARDEŞ: Babamdan dinlediklerim: "Emmi emmi, sen ahırı getirdin burnumuza dayadın (o zamanlar halam iki yetimiyle orda yaşıyor olmalı). Ev kokudan geçilmiyor. Umarım senin mezarın da öyle kokar" diye ilenir. Alirzemmi'nin bu söz üstüne diyebileceği fazla bir şey yoktur; duvar yıkılır, ahır geriye çekilir. Biz o yıkık duvarın çıkıntılarını elimizin içi gibi biliriz.
BÜYÜK KARDEŞ: Babamızın Alirzemmi'ye ilendiği doğru. Ama ahırın geri çekilmesi sözünü ettiğim balkon mahkemesinin kararı ile oldu. Aksaray'ın müftüsü Şükrü dedemizin başkanlığında kurulan mahkemenin, babamın haklı savunması karşısında verdiği "Mustafa haklı Alirza, ahırı çek" kararına karşı kim durabilir ki? Babamın kanıtı, küçük evin bahçe tarafındaki pencere idi. Evin önünde arsa olmasaydı o pencere oraya konur muydu?
KÜÇÜK KARDEŞ: Eskiden işler kolaydı; önce İhtiyarlar heyeti olmazsa Allah korkusu devreye girerdi... Şimdi hiçbirisi yok. (DEVAM EDECEK)
Tulin Corakci Anil
Sanki bahçenize bakan balkonu hatırlıyorum . Alirıza amcadan( altıaylık ) çok korkardık . ( Meliha’nın dedesi) Ali Dede yazıda adı geçen ahırda yaşardı .Paylaşımlarınız için teşekkürler .Ayşe Hala ( ebeniz ) Fadime Yenge, tüm göçüp gitmiş büyüklerimizin ruhları şad olsun