Anılar
- rizakati
- 18 Nis 2021
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 15 May 2021
I. Kılıçaslan oğluna “keşke o işi yapmasaydın, Aksaray kıymet bilmez ” der.

En küçük kardeşim Şaban anlatıyor:
Yer Çipkilik, sene 70 li yılların başları. Babam, Asım Usta ve ben, Kırca Mahalle-Kalanlar’da çatı çatıyoruzdur. Çalıştığımız yer Çipkilik-Melendiz suyuna taş atımı mesafededir. Öğlenleri, karpuz, beyaz peynir ve somundan oluşan yemeğimizi suyun kenarında yiyoruz. Sanki pikniğe gelmiş gibi bahtiyarız. Asım usta Allaha şükr etmektedir böyle bir şeyi bahşettiği için. Birazdan yemek bitip kendisi öğle namazına duracaktır. Bir ara gözleri suyun öte yakasında varlığını hala sürdüren kesme taşlardan örülü bent duvarına takılır. Ve anlatmaya başlar: "Sultan 1. Kılıçaslan oğlunu İç Anadolu’ya icraat yapsın diye gönderir. Oğlu Aksaray’a gelir incelemelerde bulunur; bakar Melendiz çayı Hasandağı’na doğru boş ovalara akmaktadır... Hemen bentler yaptırıp suyun yolunu şehre yönlendirir. Gördüğümüz o bent kalıntıları tâ o zamandan kalmıştır. Mahdum icraatlarını tamamlar, babasının yanına döner. Yaptığı işleri anlatır. Sıra Aksaray’a gelince 1. Kılıçaslan oğluna “keşke o işi yapmasaydın, o memleket kıymet bilmez” der. Asım Ustanın anlattıkları bunlar. Ben yabana atılmayacak bir kaynaktan, bent izlerinin şahitliğinde dinlediğim bir anekdotu aktardım." diye yazmıştı küçük kardeşim Şaban bir WhatsApp sohbetinde.

Biz abileri gibi Uluırmağın sularında serinlemenin bahtiyarlığına erişemeyen en küçük kardeşimizin bir başka anısı da çimmeyle ilgili; ama başka sularda:
"Dedem dedim, aklıma bir enstantane geldi: Orta 1, sene sonu... dersler tavsamış biz şurda burda vakit geçiriyoruz. Sıcak bir mayıs sonu soluğu mezarlıkta almışız; çimmeye niyetliyizdir. Tam da cemaat deresine ulaşan köprünün kolunda dönemeç vardır; kanal suyu orda durgunlaşır. Biz orda kıçımızda bitek don suya banıp çıkıyoruzdur. Birden dedem gelir aklıma; iki adım ötede yatıyordur. Onun anısına saygısızlık mı ediyorumdur.?”

Asım Usta da, babam da vefat etti. Her ikisinden de Allah rahmetini esirgemesin.
Babamız marangozdu, dülger dedikleri cinsten. Dükkanı yoktu. İhtisas alanı çatı ve ahşap döşeme yapmaktı. Bize kimlerdensin diye sorduklarında babamızı en iyi biçimde anlatan şu tanımı yapardık: "Kadıoğlu Marangoz Mustafa'nın oğluyum". Kendi gibi seyyar marangoz ve çok iyi dostları Asım Usta, Mehmet Ali Usta, Çerkez Ahmet'le ortak iş aldıkları da olurdu. Bizler yani oğulları, yaş itibariyle sırası gelenler babamızın işlerinin çok yoğun olduğu yaz tatillerinde ona yardım ederdik. Rahmetli babamız bir keserle yedi çocuk, bir eş, bir ana (ebemiz) on baş nüfusa mütevazi bir hayat yaşattı ama aç ve açık bırakmadı, çocukların beş tanesinin erkek olması bir avantajdı. Eli keser sapı tutacak kadar büyüyen oğul babamızın doğal yardımcısıydı. Bir oğul liseyi bitirip yüksek tahsil için Aksaray'dan ayrılıncaya kadar bir sonraki oğul yetişir ve onun yerini alırdı.


Comentarios